logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 04-04-2020
Saat: 11:11

Tıklaindir

Dosya Arşivi
Site Map Contacts anasayfa

TAKVİM

Nisan 2020
P S Ç P C C P
« Mar    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

SON YORUMLAR

  • Promosyon Çanta: Giyilebilir teknolojilerde sıra çantalara ne zaman gelecek merak ediyorum. Hem promosyon ürün...
  • Selim: Çok fazla bu tarz site oldu son dönemlerde. Umarım farklı ve uzun soluklu bir çalışma olur mangır coin.
  • Kemal: Adamlar yapıyor valla bilim ve teknoloji işlerini.
  • Adsız: Güzel resimler devamını bekliyoruz 3D resimlerin
  • Adsız: çıktı tam olarak eşit olmuyo lütfen tam çıktısını yayınlarmısınız
You are here: Home » Eğitim » Türkler’in İlk Vatanları (Ana Yurdu) – Tarih Ödevi
yazarYazar: Admin | tarihTarih: 10 Ocak 2017 / 20:13 | etiketEtiketler:

Türklerin ilk vatan,Türklerin ilk vatanı,Türklerin ilk anayurdu,Türklerin ilk yerleşim bölgeleri,Türklerin eski tarihi, tarih ödev,ödev, pdf indir

Bugünkü Osmanlı neslinin menbâı olan Türk kavminin esâsını pek eski asırlarda aramak lâzım gelir. Bizzat Osmanlı milletinin ilk pederi olmak üzere tanıdığı «Türk», Herodot’un «Targitaus»u ve Tevrat’ın «To-garma» si olacağı anlaşılır. Bâzı kavimler, hiç hakları olmadığı halde, kendilerine Türk nâmını vermişlerdir. Diğer bâzıları ise, bil’akis, hakîkaten bu aşiretin nesli iken, bir veçhile asıllarına delâlet etmeyecek isimler almışlardır. Tatar ve Moğol müverrihleri, kendi milletlerine Yâfes’in oğlu «Türk»ün biraderleri ve torunları sandıkları «Tatar» ve «Moğol»un yedinci derecede evlâdları addetmekle soyluluk iddiasında bulunmuşlardır. Halbuki hakîkî Türk olan Osmanlılar, bu ismi şerefe dokunan bir isj m sayarak, reddîle, göçebe aşiretlere ve vahşî kavimlere tahsis ederler. Rumlar, Romalılar da böylece Rum ve Romalı olmayanların cümlesine Skit unvanını verirlerdi. Pelin ve Pomponİus Mela, Türkler’i ismen bilirlerdi. Herodot da böyledir, ki ondagörülmektedir. Ne Acemlerle Türkler, ne de, Acemlerle Macarlar arasında hiçbir karabet münâsebeti bulunmadığı halde, Bizanslılar Türkler’i bazen Farslilar bâzan Ogurlar (Macarlar) nâmı ile zikrediyorlar. Müverrih Halkondil Türkler’i Skitler’den mi, yoksa onların ecdadı olması muhtemel olan Partlar’dan mı neş’et ettireceğini bilemiyor. Fransa, nesilleri bo-zulmuş Rumlar’ın gururunu pek okşamakta olan hayalperestçe rivayeti kabul ediyor, ki bu rivayete göre Osmanlılar İzak kavminin neslinden’dir. Bu prens, vatan ve dînini terk ederek, arapçaya da vâkıf olduğundan -Türkler’in Acem olmadıkları gibi arapçaya âşinâ olmadıkları da apaçık olmasıyla beraber- Fârisîler’in, yâni Türklerin muhabbetlerini celbetmiş. Ondan sonra İzak Rum ve Rumen lisanları masallarının büyük bir kısmını arapçaya tercüme ederek, peygamber derecesinde şân ve hürmete nail olmuş ve Selçuklular hükümdarının kızıyla evlenerek, ondan ErtuğruTun babası ve Sultân Osman’ın büyük babası olan Süleyman Şâh dünyâya gelmiş. Diğer müverrihler, Türkler’in Truvalılar neslinden olduğu hayâline kapılarak, dosdoğru Tüser ve Hektor’dan nesillerini indiriyorlar. Şarlken’in müverrihi Paolo Civvio *-ki Osman-lılar’m târihini ve askerî yapılarını ilk tanıtan daha sonraki asırların muharriridir- Türkler’in Volga sahillerinden gelme Tatarlar olduğuna şüphe etmiyor; henüz pek çok zaman yoktur, ki Türk kelimesinin iştikak şeklinin «Terek» nehrinin isminde keşf olunduğu zannedilmiştir.
Bir milletin asıl memleketi hakkındaki incelemeler dâima memnunluk verici değilse de, hiç olmazsa, aslî menbâına kadar çıkış suretini tâyine dâirtetkiklerden ziyâde değildir. Türkler -ki Çinliler tarafından evvelâ Tu-kü ismi verilmiştir- Altay, daha sonraki tabiriyle Altun Tağ (da)’dan (Bizanslıların îlktağ, Aktağ dedikleri) çıkarak sarkan Hıtay’ı, yâni Şimalî Çin’i, garben Aral gölü ve Hârezm, şimâlen Sibirya, cenûben Tibet66 ve Buharâ-yı Kebîr hududuyla kuşatılmış olan Merkezî Asya (şimdiki Türkistan ‘nın azîm ve mahsuldar sahralarına vardılar. Bu memleketler her zaman mer’alannın çokluğuyla, Tırâz miski ile Çaç’da imâl olunan yaylarıyla, atlarının nesliyle, hele sekenesinin ki -güzellikleri ve yağmagerlikleri bütün şarkda darb-ı meseldir- tabîî ve maddî vasıflarıyla şöhretlidir. İran şâirleri bu mem-leketin kızlarına «Çigil putları» ismini veriyorlar. Çigil Türkistan’ın bir beldesidir ki, sakinleri Süheyl yıldızına, Cebbar kevkebesinin cümlesine, Dübb-i Ekber (Büyük Ayı)’e ibâdet ederler. Ve rivayete göre hemşire ve kızlarıyla evlenirler idi. Bu şâirler Gatfar, Hoten Fer-har, Yağma kızlarını şâşaâdâr beyitlerle överek, «Türkler insanların malım aldıkları gibi, bunlar da rahatlarını kaparlar» diyorlar.
Eski İranlılar (Farslar) -ki Anîrân, yâni İran olmayana mukabil memleketleriniİran diye isimlendirirlerdi- Ceyhun nehrinin şarkında kâin ve bugün Türkistan nâmıyla maruf memleketlere «Tûrân» ismini verirlerdi. Tûrâm, yahut Türk bir nesil ismiydi, ki Skit (İskit) lâfzı gibi barbar kavimleri tâyine hizmet ederdi. Tûrânî kelimesi rumca’da «tiran» şeklinde bozulmuş, ve Türk lâfzı bugün Osmanlılar arasında «barbar»a müteradif (eş-anlamlı) bulunmuştur.
Uygurlar, yahut Şark Türkleri -ki Karakurum ile Turfan arasındaki sahada sakin idiler- eski müverrihler ve coğrafyacılar tarafından Bi-zanslılar’ın Sibiryalı Ogurlar’ıyla karıştırılmıştır. Bunun gibi Çinlilerin Türkler hakkında ilk kullandıkları Hunyus (Hiyung-nu olmalıdır. Hazırlayan) «Hun» yerine alınmıştır. Uygurlar’m lisânı en sâf ve en eski Türk lisânıdır; daha sonraları cihangir Cengiz Hân’ın oğlu ve bu memleketin hükümdarı olan Çağatay’a mensup olmak üzere işbu lisân, Çağatay lisânı nâmıyla yâd olunmuştur. Bizzat Osmanlıların da eski Türkçe dedikleri Uygur, yahut Çağatay lisânı Gez yahut Türkmen lisânının büyük hemşîresidir, ki Selçuklular’ın ve Osmanlılar’ın lisânı olduktan sonra, bugünkü türkçeyi teşkil etmiştir. Onbeşinci asrın nihâyetinde -ki türkçe ancak o zamana doğru saflığım kazanmağa başlamıştır- Çağatay lisânı erişebildiği gelişmenin son noktasında bulunuyordu. Lâkin o gerilemeye başlamış, halbuki Osmanlı lisânı birçok edebî eserlerle zenginlik kazanmış, dâima terakki etmiştir.
Şark Uygurları ve onların lisânı hakkında birkaç söz söylemek gereklidir: ‘Zira onların nesilleri olan Özbekler aslen kardeşleri olan Osmanlılar’dan ayrılmış iseler de, komşuları ve müşterek düşmanları bulunan İranlılar aleyhine bütün îran memleketleri vüs’atince Osmanlılarla siyâseten irtibat hâlinde bulunmuşlardır. Osmanlılar’ın bir an’anesine göre en eski târihlerini de şimdi zikredeceğiz, ki gerçi her vakit târihî ha-kîkat mührünü taşımaz ise de, herhalde zikredilmeğe müstehaktır.

Türkler’in eski an’anelerine nazaran -Herodot târihinde Skitler’in aslı hakkındaki kısmının şerhinde eserlerinde tesadüf olunmaktadır- Kara Hân’ın oğlu Oğuz (Hân), fetihleri ve kanunları ile Türk kudret ve medeniyetinin kurucusu olmuştur. Oğuz, ibrahim ile muasır bulunmuş olmak lâzım gelir. Bir hükümetin kurucusu olmak haysiyetiyle onun Medliler’in Dejozes’i, yâni Şark müverrihlerinin Cemşîd’i ile çok münâsebeti vardır, Oğuz Hân, putperestliği terk ile, daha sâf bir dm seçerek babası aleyhine mülkî ve dînî bir muharebe açtı ki, yetmiş sene sürdü. Oğuz Hân Kara Hân’ın kışlık payitahtı olan Karaku-rum’dan ve yazlık payitahtı olan Or-Tağ ve Kur-Tağ dağlarından güneye doğru giderek, Türkistan’ın en şöhretli şehirlerinden olup uzun müddet Türk kudret ve medeniyetinin merkezi olan Yesi şehrini ikametgâh ittihaz etti. Yesi, Kara Hân’ın oğlu ile Özbek Hanlarının makam olmuştur. Nakşibendî tarîkatinin meşhur şeyhi Hoca Ahmed (Yase-vî) orada doğmuş ve tarîkatini orada neşretmiştir.

Oğuz Hân, babası Kara Hân’a isyan ve onu hallederek, Türkistan’ın Er-talas ve Sayram’dan Buhâra’ya kadar uzanan kıt’asını kudretli kılıcına itaat ettirdi. An’aneye göre Oğuz Hân’ın altı oğlu Gün Hân, Ay Hân, Yıldız Hân, Gök Hân, Deniz Hân’dır Jff, o sahaların hükümdarları bu unvanlarla yâd olunurlardı. Oğuz Hân, Nemrud kadar av meraklısı olduğundan, her birinin, istikbâline delâlet edecek şeyler getireceklerini ümîd ederek, oğullarını ava çıkarmıştı. Dönüşlerinde bulmuş oldukları bir yay ile üç oku takdim ettiler. Oğuz okları Gök, Dağ, Deniz hânlara, yay’ı diğei üçüne verdi. Bunlar yayı aralarında taksim için kırdılar. Bundan dolayı Oğuz onları «Üç-ok» ve «Boz-ok» (Bozucular) diye isimlendirdi. Ordusunun sol cenah kumandanlığım bi-jincilere, sağ cenah kumandanlığını ikincilere verdi. Oğuz Hân’ın vefatından sonra, oğulları onun memleketlerini taksim ettiler: Üçoklar yahut sol cenah kumandanları Şark Türk aşiretlerini, Bozoklar, yahut sağ cenah kumandanlar» Garb aşiretlerini aldılar. An’ane, bu beğlerin herbi-rine dört oğul veriyor, ki yirmi dört başlı aşiretin babalarıdırlar. Burada nazar-ı dikkati celbederiz ki, dört adedine Osmanlılarca dâima muhabbet edilerek, esaslı teşkilâtlarının cümlesinde buna riâyet olunmuştur. İşbu yirmidöft eski Türk beğleri, yahut babaları, zamanımıza yakın Mısır’da vuku bulan inkırazlarına kadar, yirmidört Bahriyye, yahut Çerkeş Beğleri’nde devam etmiştir. Bu târihte şu husûsiyyet hakkında birkaç defa söz söylemek fırsatına nail olacağız.
Şark’a teveccüh ile nazanmızdan kaybolan üç sol kol hânlarını ter-kederek, esasen Türkistan’da ikamet eden ve daha sonraları batıda Seyhun (Jâxartes) ve Ceyhun (Oxus) arasındaki ülkeyi elde eden ve bunun da hududunu geçip fâtih sıfatıyla Boğaziçi’ne ve Tuna nehrine kadar ilerleyen sağ kol beğlerine, yâni Bozoklar’a gelelim:
Oğuzlar’ın, Selçuklular’ın, Osmanlılar’ın en eski tarihçileri bu milletler hükümdarlarının neseblerini üç sağ kol hânlarına kadar çıkarmakta ve Oğuzlar’ı Dağ Hân’dan, Selçukluları Deniz Han’dan, Osmanlılar Gök Hân’dan indirmektedirler. Yalnız Osmanlılarla iştigâl etmezden evvel bunların neslen kardeşlerinden ve Osmanlılarca önceliği olan kavimlerden bahsetmek münâsiptir; zîra Osmanlı hükümeti, Selçuklu hükümeti inkırazı üzerine kurulmuştur. îşte birkaç kelimede Oğuzlar’ın târihi; bu eserin mevzuuna daha husûsî bir surette bağlılığı bulunan Selçuklular târihi hakkında daha çok tafsilât vereceğiz.

Oppss! Hiç yorum yapılmamış!
İlk yorumu neden sen yapmıyorsun?

YORUM YAP

İsim:
Email:
Site:
Yorum: