Ertuğrul Gazi Türkmen mi ?

Umut

New member
Ertuğrul Gazi Türkmen mi? Tarihin Tozlu Raflarından Foruma Taşan Bir Soru

Ertuğrul Gazi Türkmen mi? Tarihin Tozlu Raflarından Foruma Taşan Bir Soru

Şimdi dürüst olalım: Tarih forumlarında bazı sorular vardır, insan başlığı görünce kahvesini masaya bırakır ve “Tamam, bugün de 800 yıl önce yaşamış insanların kimlik kartlarını inceleyeceğiz” der. Ertuğrul Gazi Türkmen mi? sorusu da tam olarak böyle bir başlık. Birkaç dakika sonra konu Kayı boyuna, Oğuzlara, Anadolu Selçuklularına, Söğüt’e, hatta “Türkmen dediğimiz şey o zaman ne anlama geliyordu?” tartışmasına kadar uzanıyor. Derken biri ortaya çıkıp “Benim dedem de Türkmen, konu kapanmıştır” diyor. Bir başkası “Kayı zaten kesin” diye mesaj atıyor. Üçüncü kişi ise kaynak istiyor.

Aslında üçüncü kişi burada biraz haklı.

Çünkü Ertuğrul Gazi hakkında konuşurken tarihî bilgiyle sonradan oluşmuş gelenekleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Eldeki kaynaklar, Ertuğrul Gazi’nin kimliği konusunda önemli ipuçları veriyor; fakat özellikle soy, boy ve erken dönem hayatına ilişkin anlatıların tamamı aynı derecede sağlam değil. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun hayatına dair bilgilerin önemli bölümünün daha geç dönemlerde kaleme alınmış Osmanlı kroniklerine dayandığını ve çağdaşı bazı Bizans ve İslâm tarihçilerinde Ertuğrul Gazi hakkında bilgi bulunmadığını özellikle belirtiyor.

Yani cevap “evet” veya “hayır” diye iki kelimeye sığdırılabilir ama doğru cevap aslında biraz daha ilginç.

Önce şu “Türkmen” kelimesini yerine koyalım

Bugün “Türkmen” dediğimiz zaman zihnimizde belirli bir etnik ve kültürel kimlik canlanıyor. Fakat XIII. yüzyıl Anadolu’suna aynı kavramı bugünkü anlamıyla yapıştırmak tarihçiyi kolayca yanıltabilir.

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre “Türkmen” adı XI. yüzyıldan itibaren Oğuzlar için kullanılan bir ad haline gelmiştir. Kavramın tarihî kullanımında İslâmiyet’i kabul etmiş Oğuz topluluklarıyla da güçlü bir bağlantı bulunmaktadır.

Dolayısıyla “Ertuğrul Gazi Türkmen miydi?” sorusunu sorarken aslında iki ayrı soru soruyoruz:

“Ertuğrul Gazi Oğuz-Türk toplulukları içinde miydi?”

ve

“Onun yaşadığı dönemdeki toplumsal kimliği, bugün Türkmen kelimesinden anladığımız kimlikle aynı mıydı?”

İlk soruya verilen cevap oldukça güçlü biçimde olumlu yöndedir. İkinci soruda ise daha dikkatli olmak gerekir.

Çünkü Orta Çağ insanları kendilerini yalnızca tek bir etiketle tanımlamıyordu. Boy, aşiret, din, bölge, siyasi bağlılık, aile ve sosyal statü aynı anda kimlik oluşturabiliyordu.

Bir insan aynı anda Oğuz, Kayı, Müslüman, uç toplumu mensubu ve belirli bir beyin takipçisi olabilir. Bugünkü “formdaki medeni hal” kutusuna XIII. yüzyıl insanını sıkıştırmaya çalışmak biraz haksızlık olur.

Peki Ertuğrul Gazi Kayı boyundan mıydı?

İşte tartışmanın asıl hareketlendiği yer burası.

Osmanlı tarih geleneğinde Ertuğrul Gazi’nin Kayı boyuna mensup olduğu anlatılır. TDV İslâm Ansiklopedisi de ilk Osmanlı kroniklerinin önemli bir bölümünde Osman Bey’in babasının Ertuğrul olduğu ve Kayı boyuyla bağlantısının aktarıldığını belirtir. Ancak aynı kaynak, Ertuğrul’un nesebi ve ilk dönem hayatına dair bilgilerin önemli ölçüde geç tarihli kaynaklardan geldiğini, bu nedenle anlatıların menkıbevî unsurlarla tarihî bilgilerin ayıklanarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgular.

Daha da ilginç olan nokta şu: Ertuğrul’un babasının adı konusunda bile Osmanlı kronikleri aynı şeyi söylemiyor.

Ahmedî, Enverî ve Karamânî Mehmed Paşa, babasının adını Gündüz Alp olarak verirken; Oruç Bey, Âşıkpaşazâde ve Neşrî gibi tarihçiler Süleyman Şah adını kullanıyor. Osman Bey adına basılmış ve “Osman b. Ertuğrul b. Gündüz Alp” ifadesini taşıyan sikke ise Gündüz Alp ihtimalini güçlendiren önemli bir maddî kanıt olarak değerlendiriliyor.

Burada tarihçiliğin güzel tarafı ortaya çıkıyor: Tarihçi “Bütün eski kitaplar aynı şeyi söylüyor, tamamdır” demiyor. Hangi kaynak ne zaman yazıldı, yazarı olaya ne kadar yakın, başka kanıt var mı, maddî bulgular anlatıyı destekliyor mu diye soruyor.

Forum tartışmalarında da aslında yapılması gereken tam olarak bu.

Türkmen olduğu fikrini güçlendiren asıl tablo ne?

Ertuğrul Gazi’yi yalnızca bir soy ağacı üzerinden değerlendirmek yerine yaşadığı sosyal ve siyasi çevreye bakmak çok daha açıklayıcı.

Ertuğrul Gazi, Anadolu Selçuklu Devleti'nin batı sınırlarında faaliyet gösteren bir uç beyidir. Osmanlı kaynaklarının aktardığı geleneksel anlatıya göre Söğüt ve çevresine yerleşmiş, yazları Domaniç yaylalarında bulunan toplulukla birlikte sınır bölgesinde yaşamıştır. TDV’nin Ertuğrul Gazi maddesinde onun etrafında başka uç beylerinin ve Türkmen topluluklarının toplandığı, Bizans sınırındaki mücadelelerde faaliyet gösterdiği aktarılır.

Buradaki “uç” kavramı da önemli.

Uç bölgesi, sadece haritada iki devlet arasındaki çizgi değildir. İnsanların, savaşçıların, tüccarların, göçerlerin ve farklı toplulukların sürekli hareket ettiği sosyal bir alan düşünün. Bir taraf Bizans, diğer tarafta Selçuklu dünyası; arada ise kendi ekonomik ve askerî düzenini kurmaya çalışan Türkmen toplulukları...

Bugünün sınır kapısına benzemiyor. Daha çok hareketli bir sosyal ekosistem.

Dolayısıyla Ertuğrul Gazi’nin çevresindeki toplumsal yapıyı anlamak, onun Türkmen kimliği meselesini anlamaktan daha değerlidir.

“Türkmen” demek sadece savaşçı demek değildi

Burada bir başka klişeyi de çöpe atalım.

Türkmen topluluklarını yalnızca elinde kılıçla at koşturan savaşçılardan ibaret düşünmek yanlış olur. Hayvancılık, yaylak-kışlak düzeni, yerleşim, aile bağları, üretim, ticaret ve siyasi ilişkiler bu dünyanın parçalarıydı.

Ertuğrul Gazi’nin Söğüt ve Domaniç çevresindeki hareketliliği de bu açıdan anlamlıdır. Söğüt’ün kışlak, Domaniç’in yaylak olarak kullanıldığına dair geleneksel anlatı, topluluğun ekonomik ve sosyal yaşamının mevsimsel hareketlilik içerdiğini gösterir.

Bu noktada forumlarda sık görülen “Türkmen = göçebe = savaşçı” üçlemesini biraz genişletmek gerekiyor.

İnsanlar yalnızca savaşarak hayatta kalmıyordu.

Sürülerin yönetilmesi gerekiyordu. Ailelerin güvenliği sağlanmalıydı. Komşularla anlaşmalar yapılmalıydı. Kiminle savaşılacağı, kiminle barışılacağı belirlenmeliydi. Yeni gelen insanların topluluğa nasıl dahil edileceği düşünülmeliydi.

Yani bir uç beyinin işi, sadece kılıcı doğru yönde sallamak değildi.

Strateji ve empati meselesine buradan bakmak daha doğru

Ertuğrul Gazi'nin çevresindeki toplumu anlamaya çalışırken “erkekler stratejiktir, kadınlar empatiktir” gibi hazır kalıplara sığınmak yerine, farklı insanların farklı roller üstlendiği daha gerçekçi bir tablo kurabiliriz.
 
Üst